İlimiz Nevşehir
Şehrin Adı - Tarihsel Süreçte Nevşehir
Nevşehir
Nevşehir, tarih ve doğanın iç içe geçerek, bütünsel bir güzellik sergilediği
beldeleri ve bölgede yaşamış uygarlıkların zenginleştirdiği kültürel birikimi
ile Türkiye’nin eşsiz turizm cennetlerinden biridir. Günümüzde bölge,
birbirinden güzel kaya kiliseleri, doğal güzellikleri, vadileri ve yeraltı
şehirleriyle bir açık hava müzesi durumundadır. Dünyaca ünlü Türk düşünürü Hacı
Bektaş-ı Veli ile Osmanlı döneminin ünlü sadrazamlarından Damat İbrahim Paşa’nın
bu bölgede yaşamış olmaları da kültür ve turizm hareketlerinin olumlu yönde
gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.
Şehrin Adı
İlkçağda, NYSSA diye bilinirdi. Nevşehir’in ilk adı NİSSA (NYSSA) dır. Nissa’nın kimler tarafından kurulduğu hakkında açık bir bilgiye sahip değiliz. İlk Nisa, bugünkü Nar Kasabası’nın bulunduğu yerde, Nevşehir’in doğusundaki tepelerin eteğinde ve Göre Köyü’nün bulunduğu yerde, Nevşehir’in doğusundaki tepelerin eteğinde ve Göre Köyü’nün güneyindeki örenlerin bulunduğu yerde kurulmuş olduğunu savunanlar vardır.
Nisa adını kimlerin koydu tam olarak bilinmemekle birlikte, Osmanlı Şehirleri Ansiklopedisi’nde bu ismi Hititlerin koyduğundan bahsedilir. Arif Bilge, Nevşehir ve Lale Devri adlı eserinde; “burası bir Bizans şehri harabesidir. Buranın eski çağlardaki ismini Rumlar yakın zamana kadar muhafaza etmişlerdir. Buranın eski çağlardaki ismi, Nissa’dır” diye belirtmiştir. Nissa, Kapadokya’nın dört önemli şehrinden bir tanesidir.
Asurlular çağında bu bölgeye, KATPATUKA adı verilmiş, İranlılar dilinde, Katpatuka, Kapadokya’nın değiştirilmiş şekli olan, “cins atlar ülkesi” anlamına geliyormuş.
Kent, ortaçağ ve yeniçağda, SEANDOS; NİSSA VE MUŞKARA adıyla anılıyordu. Anadolu, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun elindeyken eski adı Nissa’nın yerinde Muşkara adında bir köy vardı. Muşkara sağlam yapılı anlamındadır. 18 evlik küçük bir köy olan Muşkara, Ürgüp’e bağlıydı.
Tarihçi, Charles Texier’e göre; XII: yüzyıl sonlarına doğru, yani Selçuklular zamanında, Nisa şehri halkı yavaş yavaş şehirden ayrılarak, başka bir yere göç etmişlerdir. Çevre ile ilgili bilgi veren tarihçiler, bu yeni göç yerinin Muşkara olduğunu yazarlar.
Osmanlılar döneminde ise; Muşkara yerine Nevşehir kullanılmaya başlandı. II. Bayezıd’ın oğlu Şehzade Ahmed’in sır katibi, Muşkaralı İbrahim, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa olarak sadrazamlığa getirildiğinde, doğduğu kent olan Muşkara’da büyük bayındırlık hareketine girişti. İmaretler, camiler, medreseler, hamam ve çeşmeler yaptırdı. Muşkara adını değiştirerek, kente “Yenişehir” anlamına gelen NEVŞEHİR adını verdi.
Tarihsel Süreçte Nevşehir
Yapılan kazılardan çıkan sonuçlar, Nevşehir ilinde M.Ö 3000 yıllarında insanların yaşadığını, uygarlık kurulduğunu göstermektedir. Aksaray-Nevşehir karayolunun kuzeyinde, Acıgöl’ün 4km batısındaki İğdeli Çeşme bir Neolitik Dönem yerleşmesidir. Ancak yöredeki asıl yerleşme, Asur Ticaret Kolonileri Çağı’yla başlar. Kuzey Mezopotamya’da yaşayan Asurlu tacirler, Anadolu’da ticari koloniler kurarak ilk ticaret örgütünü oluşturmuşlardır. Bu ticaretin merkezi, Kayseri’deki Kültepe, Kaniş-Karum’dur. (Karum; ticaretin yapıldığı pazar yeri, ticari organizasyonun yapıldığı yer anlamındadır.) Belgelerde adı geçen ve yeri saptanabilen Karumlardan biri de, Karum-Hattuş’tur.(Boğazköy).
Assurlu tacirler, sayesinde Anadolu’da ilk defa yazı görülür. “ Kapadokya Tabletleri” olarak adlandırılan Eski Asurca yazılmış çivi yazılı metinlerden, tacirlerin geliş yolları üzerindeki beylere, %10 yol verdikleri, borçlu olan halktan %30 oranında faiz aldıkları, Anadolu krallarına sattıkları mal üzerinden %5 vergi verdikleri anlaşılmaktadır. Yine bu tabletlerde, Asurlu tacirlerin, Anadolulu kadınlarla evlendikleri ve nikah sözleşmelerinde, Anadolulu kadınların haklarını koruyacak maddeler bulunduğu görülmektedir.
Asurlu tacirler yazıdan başka; silindir mühürler, madencilik, tapınak ve tanrı fikirlerini de Anadolu’ya getirmişlerdir. Böylece Anadolu’nun yerli sanatı, Mezopotamya sanatının etkisi altında gelişerek kendine özgü yeni bir sanat anlayışını ortaya koymuştur. Bu sanat daha da gelişerek Hitit sanatının temelini oluşturmuştur.
Kent, M.Ö XVII. yy’da eski Hitit Krallığı toprakları içinde kalmaktaydı. M.Ö XII.yy’da Ege Göç Kavimleri, ardından M.Ö VII. yy’da Kafkaslar’dan gelen Kimmer ve İskit akınları Anadolu’daki siyasal yapıyı kökünden sarstı.
M.Ö VII. yy sonlarında yörede egemen olan Medler, M.Ö 550’de Persler tarafından yenilince Nevşehir ve yöresi Perslerin eline geçti. Bu dönemde Nevşehir, Büyük Kapadokya Satraplığı’nın merkez satraplığı içinde idi. M.Ö 334 ve 331’de ise Persleri art arda yenilgiye uğratan Makedonyalı İskender yörede üstünlüğü ele geçirdi.
M.Ö 332’de eski Pers soylularından Ariaretes, halkın desteğini alarak, bağımsız Kapadokya krallığını kurdu. Ancak İskender’in ölümüyle, boşalan iktidarı ele geçiren Perdikkas, bu yeni devletin gelişmesine izin vermeyerek, Ariaretes’in ordularını yok etti. M.Ö 301’de Ariaretes’in yeğeni II. Ariaretes yönetimi ele geçirerek Kapadokya Krallığı’nı ikinci kez kurdu. Bu dönemde, Nevşehir Yöresi, Romalılar’ın eline geçti. Sonraki yüzyıllarda, Sasanlı ve Arap istilalarına uğrayan yöre, XI. yy’da bir ara Haçlı şövalyeleri’nin elinde kaldı. Kısa bir süre sonra da Anadolu Selçukluları’nın egemenlik alanına girdi.
Bu dönemde Nevşehir, 1097 tarihinde Haçlı ordularınca yağmalandı. 1318’de Anadolu Selçuklu Devleti yıkılınca, bir süre Timurtaş’ın, daha sonra da Eretna Bey’in egemenliğini tanıyan kent, 1381’de ise, Eretna Beyliği’nin yönetimini ele geçiren Kadı Burhaneddin, Nevşehir’i toprakları arasına kattı. Bölgede 1398’de Karamanoğulları’nın egemenliği görülmektedir. Aynı yıl Karamanoğulları Beyliği’ne son veren Osmanlı Sultanı I. Bayezıd, Nevşehir ve yöresini ele geçirdi. Timur, 1402 Ankara Savaşı’nda Bayezıd’ı yenince, Anadolu’daki beylikleri yeniden canlandırdı ve Osmanlılar’dan aldığı toprakları bu beyliklere dağıttı. Böylece Nevşehir ve yöresi bir kez daha Karamanoğulları’nın eline geçmiş oldu. Yörenin kesin olarak Osmanlılara katılması, 1466 tarihindedir.
Cumhuriyet’ten hemen önce, Ankara Vilayeti, Kırşehir Sancağı içerisinde yer alan Nevşehir Kazası, Kırşehir’in 1924’te il olması üzerine, bu yeni ile bağlı bir ilçe merkezi durumuna geldi. 1954 tarihinde Nevşehir il olunca bu kez Kırşehir Nevşehir’e bağlandı. 1957’de Kırşehir ve Nevşehir iki ayrı il olarak yönetimsel bölünmede yerlerini aldılar. yukarı
